kimi insanların yalnızlıkları meşhurdur
ceketimi giydim
hava durumuna göre
fırtına çıkacakmış
çatılar
tabelalar
savrulmak için her şey
bahane
pantolonumu bulduğumda
uykudaki bir kedi gibi
kıvrılıp kasılıyor
yapraklar
ve duvarladaki
gölgesi
kürenin bu tarafında
yılın en uzun
en uzun
uzun
gecesi
sen uyandığında
ben çoktan gitmiş olacağım
hiç bir yol
hiç bir yağmur
anımsamayacak
şemsiyemin rüzgara karşı
o korkunç mücadelesini
tanrılara adamak içtiğim
bayat kahvenin tadı
kahve makinesinin bakımsızlığı
çalışmaktan gözlerinin ışığı kaybolmuş
çelimsiz kızın elindeki temizleme bezinin
sildiği tezgahtan daha kirli fırça darbesinin izi
konuşmanın en son çare olduğu o iletişimin her türlü acımasız hamlesini
ilk kimin iletişime geçeceğini umursamadan
umursamadan yeryüzüne düşen milyonlarca elmanın
tabaktaki elmalı turtanın
aramıza sinsice süzülen karanlığın
fırtınanın
bir benzin istasyonundaki
kafeteryanın
hemen yanındaki stantta
peluş oyuncakların
peluş oyuncakların arkasında
karanlığa gömülü dış cama
yüzünü anlık dayamış
ıslak yaprakların
umursamadan kasanın önünde
durup
son bir bakış atabilirdim
atabilirdim
tezgahtaki ıslak izin
yitip gitmesine
sen uyandığında
ben çoktan gitmiş olacağım
hiç bir yol
hiç bir yağmur
anımsamayacak
şemsiyemin rüzgara karşı
o korkunç mücadelesini
yollar kendiliğinden uzanacak
kimin kazandığını hepimiz kaybettiğinde
öğreneceğim
öğrenmekle kalmayacağım yumruğum sıkılı
yüzümü kaldıracağım yağmur bulutlarına
saman balyalarının dibinden sürünerek geçen
köyünü gerilerde bırakmış bir it gibi yarı koşar
yanınızdan geçeceğim.
Beni belki yorgunluğumdan tanıyacaksınız
rengini yitirmiş bir branda da olabilirim pekala
Tam kırmızıya dönecekken
yeşil bir ışık
yaya geçidindeki omuz atıp gergedana
boşalan bir şehir gibi
şaşkın bakacağım arkanızdan
kırmızı
sarı
yeşil
yanıp
sönüp
yüzlerimize
çarpıp
duracak
bir rüzgara
bir yağmura
sıçrayan
bir şehir
ıslanırken
parmak uçlarımda
sen uyandığında
ben çoktan gitmiş olacağım
hiç bir yol
hiç bir yağmur
anımsamayacak
şemsiyemin rüzgara karşı
o korkunç mücadelesini
verandadan ormana
bir nar dalgınlığı olmalı
diye düşünürken
bir an düşecek gibi olacak
elimde her ne varsa
gece ve ağaçlar
ağaçlar ve yapraklar
bir yağmur sessizliği
dalga
dalga
sararken şehri
karanlıktan geriye ne kaldıysa
yükleniyorum bir hırsız gibi
fermuarı bozuk
doldurup omzumdaki çantaya
kral mührü gibi
hiç çıkmayacakmış gibi
ayaklarımı
basa
basa
çamurlu sokağın sonuna varmadan
silinecek bütün fermanlarım
bir anlamı olmalı
yok olmanın da.
bir marifetmiş gibi bakacağım
arkama
sen uyandığında
ben çoktan gitmiş olacağım
hiç bir yol
hiç bir yağmur
anımsamayacak
şemsiyemin rüzgara karşı
o korkunç mücadelesini
Comments