budak çürüğü bir güneş


bakkalın

hafif loş kapısından içeri
girmeden önce
ne alacağını bile
bilmeden
 
bir bakkala
bir dükkanın önündeki arabaya
kaldırımdaki kadının
yağmurdan sırılsıklam
dudaklarına 
baktım
 
çok
çok
sonra
kapının çıngırağı
çınladı arkamdan
bir meydan muharebesinden kaçan
asker kaçakları gibi baktık
birbirimize bakkalla
 
almak istediğim bir şeyler var mı diye
bakınırken raflara
mum
fare kapanı
kedi yoyo yaka kartlığı
 

 
 
 
elinde şaşkın
bir sakız falı
ne de güzel özetlemiş
hayatı
 

"biliyorum
dilim

çekilen bir diş gibi
boşluğunu yoklayacak
hiçbir zaman yaşamaya cesaret edemediğim bir hayatı
yoklayacak
anılarımızda yok olan
şehirlerin
caddelerini
sokaklarını


acıyla kasılıp
kavrulan rüzgarlar
anımsatacak

anımsatacak
yıkıntıların arasında
çamaşır iplerinde
ninemin
dedemin
bembeyaz donlarını 
bir bayrak gibi sallanan
ölülerin üstünde
 
unutulan kahramanların
çamura yuvarlanan atlarıyla birlikte 
devrilecek  
bütün krallıklar

 
 

insan bu
insan
 

yazısı da aynı yenilgi

turası da aynı yenilgi

bir avuç meraktan öte
dikiz aynasında
başaklar savrulurken
dökülen tek bir damlanın sesi kadar
yeri var
sağanak yağmurda
suskunluğumuzun
 
kibirle
oyuncaklarını
marsa
aya
yollayıp 
duran 
şu bencil çocuk 
patlacak
elindeki topu 
 

kimse kalmayacak 
bizden başka
 
çürüyecek
budak
 
boğulacak
kör krallar
bozbulanık nehirlerde
 
dilenci kraliçeler
kaçarken dehşetle
çocuklarını unutacak
ölüm korkusuyla
görkemli saraylarında
 
 
ne bir at
ne bir kale
 
bomboş dönüp duracak yıllar
banttan
alınmayı unutulan 
bir valiz gibi
 
unutulacağız
 
unutulacağız
 
döne
döne"


 
 
 





Comments

Popular Posts